Almanya’nın Münih kentinde görülen davada, IŞİD’in Ezidi çocuklara yönelik işlediği korkunç suçlar yargı önünde bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi, 45 yaşındaki eski IŞİD mensubunu ömür boyu hapis cezasına çarptırırken, suçlarını soykırım, çocuklara yönelik ağır cinsel istismar ve diğer insanlık suçları kapsamında değerlendirdi.
Mahkemenin tespitlerine göre sanık, 2015-2017 yılları arasında Irak ve Suriye’de IŞİD’in kontrolündeki bölgelerde henüz 12 yaşındaki Ezidi bir kız çocuğunu köleleştirdi, defalarca cinsel saldırıya uğrattı ve ağır fiziksel ile psikolojik şiddet uyguladı. Sanığın ayrıca en fazla 6 yaşındaki başka bir Ezidi kız çocuğuna yönelik cinsel saldırılardan da sorumlu olduğu hükme bağlandı.
Davada yargılanan 30 yaşındaki kadın sanık ise suçların işlendiği dönemde genç yaşta olması nedeniyle çocuk ceza hukuku kapsamında 9 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edildi. Mahkeme, sanığın mağdur çocuğun istismar sürecine destek verdiğine hükmetti.
Bugün 20 yaşında olan Ezidi mağdur, duruşmada yaşadığı dehşeti gözyaşları içinde anlattı. Defalarca satıldığını, köle olarak kullanıldığını, dövüldüğünü, zorla çalıştırıldığını ve sistematik cinsel saldırılara maruz bırakıldığını ifade eden genç kadın, sanığı mahkeme salonunda görünce gözyaşlarına hâkim olamadı.
Dava, IŞİD’in 2014 yılında Ezidi halkına yönelik başlattığı katliam ve köleleştirme politikasının bir parçası olarak değerlendirildi. Binlerce Ezidi erkek katledilirken, kadınlar ve çocuklar kaçırılarak köle pazarlarında satılmış, sayısız çocuk ise insanlık dışı istismarların kurbanı olmuştu. Almanya, bu vahşeti resmen soykırım olarak tanıyor ve evrensel yargı ilkesi kapsamında bu suçları kendi mahkemelerinde yargılıyor.
Mahkemenin verdiği karar yalnızca iki sanığa verilen ceza olarak değil, çocuklara yönelik vahşetin, terörün ve insanlık suçlarının cezasız kalmayacağına dair güçlü bir hukuk mesajı olarak da değerlendiriliyor. Ezidi toplumunun yıllardır beklediği adaletin tam anlamıyla sağlanması mümkün olmasa da, karar mağdurlar açısından önemli bir hukuki ve vicdani kazanım olarak görülüyor.






