Acı bitmiyor, vicdan sınavı ise hâlâ sürüyor

Gazetecilik mesleğinde bazı haberler vardır; yazarsınız ve unutursunuz. Bazıları ise ömrünüz boyunca zihninizden çıkmaz. Münih'teki OEZ ırkçı terör saldırısının 10. yıl anma töreni de benim için bunlardan biri oldu.

- Advertisement -spot_img
Arayım konuşalımspot_img

Paylaş

Acil durumdaspot_img

22 Temmuz 2016’da, sırf kökenleri nedeniyle hedef seçilen dokuz insan hayattan koparıldı. Aralarında Türk kökenli Hüseyin Dayıcık, Selçuk Kılıç, Can Leyla ve Sevda Dağ da vardı. Takvimler on yılı gösteriyor olabilir ama anma töreninde gördüğüm tek gerçek şuydu: Acının üzerinden yıllar geçmiyor.

Tören boyunca anne, baba, kardeş ve yakınlarını izledim. Konuşmalarını dinledim. Gözyaşlarını gördüm. On yıl sonra bile sesleri titriyordu. Çünkü kaybettikleri sadece bir evlat, bir eş ya da bir arkadaş değildi; hayatlarının en değerli parçasıydı.

Devlete açık eleştiri

Belki de törenin en çarpıcı bölümü, mağdur yakınlarının devlet yetkililerine yönelik eleştirileriydi. Yıllarca yalnız bırakıldıklarını, ilk üç yıl boyunca yeterli desteği göremediklerini büyük bir cesaretle dile getirdiler. Kimseye yaranma kaygısı taşımadan konuştular. Çünkü artık kaybedecek hiçbir şeyleri kalmamıştı.

Ancak aynı konuşmalarda beni gururlandıran bir ayrıntı da vardı. Aileler, en büyük desteği Münih Başkonsolosluğundan gördüklerini açık yüreklilikle ifade ettiler. Bir Türk gazeteci olarak bunu bizzat orada duymak benim için önemliydi. Devlet, vatandaşının acısına ortak olabiliyorsa gerçek anlamını bulur.

Güvenlik ve dikkat çeken ayrıntılar

Anma töreninde dikkatimi çeken başka ayrıntılar da vardı. Güvenlik önlemleri olağanüstüydü. Gazeteciler bile alana alınmadan önce Federal Kriminal Dairesi’nin güvenlik kontrolünden geçirildi. Program sona erer ermez Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in bölgeden hızla ayrılması da dikkat çekiciydi. Tören boyunca en fazla eleştirinin hedefindeki Bavyera İçişleri Bakanı’nın yüzündeki gerginlik ise adeta her şeyi anlatıyordu.

Öte yandan, sokaklarda sessizce saygı duruşunda bulunan Alman vatandaşlarını görmek de umut vericiydi. Acıyı paylaşmak için aynı milletten olmanız gerekmez. İnsan olmanız yeterlidir. Dün bunu bir kez daha gördüm. Bu nedenle, kurbanların anısına saygı gösteren tüm sağduyulu Alman halkına teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Bir teşekkür

Bu yazıda özellikle teşekkür etmek istediğim bir isim daha var: Münih Başkonsolosu Sayın Süalp Erdoğan. Yoğun programına rağmen beni makamında kabul etti. Sabah sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte anıta çelenk bıraktı. Ana törende ise mağdur ailelerle tek tek kucaklaşarak devletin sıcaklığını hissettirdi. Diplomasi sadece resmi protokolden ibaret değildir; bazen acıyı paylaşabilmektir.

Asıl eksik olan neydi?

Fakat bütün bunların yanında içimde kalan büyük bir hayal kırıklığını da paylaşmak istiyorum.

Dün bizim büyük haber ajanslarımız neredeydi? Ulusal televizyonlarımız neredeydi? Irkçı terörde yaşamını yitiren Hüseyinlerimizin, Selçuklarımızın, Sevdalarımızın ve Canlarımızın hikâyelerini neden Türkiye’ye bir kez daha anlatmadılar? O ailelerin gözyaşlarını neden ekranlara taşımadılar?

Gazetecilik sadece mikrofon uzatmak değildir. Gazetecilik, unutulmaya yüz tutan acıları canlı tutmaktır. Hele ki ırkçılığın can aldığı insanların hikâyelerini yeni nesillere aktarmak, mesleğin en önemli sorumluluklarından biridir.

Son söz

Bir başka hayal kırıklığım ise kendi toplumumuzlaydı. Törende Almanya Cumhurbaşkanı vardı. Bavyera Başbakanı vardı. Meclis Başkanı vardı. Başkonsolosumuz vardı. Hatta saldırıyla doğrudan ilgisi bulunmayan, 93 yaşındaki Yahudi cemaati temsilcisi Charlotte Knobloch bile kurbanlara saygısını göstermek için oradaydı.

Peki ya bizim toplumumuzun önde gelen isimleri? Nerede iş insanlarımız, nerede bazı siyasetçilerimiz, nerede yıllardır toplum adına konuşanlar? Nerede Münih’in gazetecileriyiz diyenler? Böylesine anlamlı bir günde başka programları tercih etmek yerine, o ailelerin yanında olmayı seçebilirlerdi. Çünkü bazı günler ertelenemez. Bazı acılar sadece paylaşılır.

OEZ saldırısı yalnızca dokuz insanın öldürüldüğü bir terör saldırısı değildir. Aynı zamanda Almanya’nın ırkçılıkla yüzleşme sınavıdır. Bu sınav ise sadece mahkeme kararlarıyla değil, hafızayla, dayanışmayla ve vicdanla kazanılır.

Ben dün orada sadece bir anma törenini izlemedim. Acının on yıl sonra bile nasıl canlı kaldığını, vicdan sahibi insanların nasıl omuz omuza durduğunu ve unutmanın aslında ikinci bir kayıp olduğunu gördüm.

Dilerim bir sonraki yıldönümünde daha fazla gazeteci, daha fazla siyasetçi, daha fazla sivil toplum temsilcisi ve daha fazla insan orada olur. Çünkü hayatını kaybedenleri geri getiremeyiz. Ama onları unutmamayı başarabiliriz.

Ve bazen, yapılabilecek en büyük vefa da budur.

Benzer haberler

Yabancı ehliyetle ceza alanlara emniyetten önemli uyarı

Geri alınan ehliyet yerine yabancı ehliyet kullanılamayacak Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan bilgi notunda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 48, 51 ve 118. maddeleri kapsamında...

Kapıkule’de gurbetçilere gece karşılaması

Yaz tatili döneminin başlamasıyla birlikte Avrupa'nın farklı ülkelerinden yola çıkan binlerce gurbetçi, Türkiye'ye giriş yaptıkları sınır kapılarında YTB ekipleri tarafından karşılanmaya devam ediyor. Kapıkule...