Gülseren Suzan Menzel’den Türk Danış’a vefa dolu yazı: „Göç tarihimizin sessiz kahramanı“

Türklerin Almanya'ya gelişinin 65. yılı dolayısıyla, uzun yıllar göçmen toplumuna hizmet eden isimlerden, dört başarı ödüllü Gülseren Suzan Menzel, Almanya'daki Türk toplumunun hafızasında önemli bir yere sahip olan Türk Danış kurumu hakkında anlamlı bir değerlendirme yazısı kaleme aldı.

- Advertisement -spot_img
Arayım konuşalımspot_img

Paylaş

Acil durumdaspot_img
Gülseren Suzan Menzel

25 yıllık tanıklık

Yaklaşık çeyrek asır boyunca, tam 25 yıl Türk Danış bünyesinde danışman olarak görev yapan, bugün ise Kuzey Bavyera Türk-Alman Kadınlar Kulübü’nün kurucu başkanlığını sürdüren Gülseren Suzan Menzel, yazısında hem kendi mesleki tecrübelerini hem de Türk Danış’ın göç tarihindeki önemini anlattı.

Menzel, 1961 yılında Almanya ile Türkiye arasında imzalanan İşgücü Anlaşması sonrasında başlayan göç sürecinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel birçok sorunu da beraberinde getirdiğini belirtti. Yeni bir ülkeye gelen binlerce Türk vatandaşının dil bilmemesi, Alman hukuk sistemini tanımaması ve resmî işlemlerde yaşadığı güçlüklerin profesyonel danışmanlık hizmetlerini zorunlu hâle getirdiğini ifade etti.

Göçmenlerin en önemli başvuru merkezlerinden biri

İşte bu ihtiyaçtan doğan Türk Danış’ın, yıllar boyunca Almanya’daki Türk toplumunun en önemli başvuru merkezlerinden biri hâline geldiğini vurgulayan Menzel, kurumun yalnızca resmî işlemlerde yardımcı olmadığını; aile danışmanlığı, eğitim, gençlik çalışmaları, kadınlara yönelik destek programları, sosyal haklar, sağlık hizmetleri ve uyum süreçlerinde de binlerce insana yol gösterdiğini dile getirdi.

Umut arayanların adresi

Yazısında görev yaptığı yıllardan çeşitli anılara da yer veren Menzel, Türk Danış’ın kapısından içeri giren insanların çoğunun umut aradığını, zaman zaman bir tercüman, kimi zaman bir rehber, bazen de yalnızca kendilerini anlayacak bir insan bulmak istediklerini ifade etti. Kurum çalışanlarının yalnızca mesleklerini icra etmediklerini, aynı zamanda toplumun dertleriyle yakından ilgilenerek gönüllü bir sosyal sorumluluk üstlendiklerini belirtti.

Toplum ile kurumlar arasında güven köprüsü

Türk Danış’ın yıllarca Alman kurumları ile Türk toplumu arasında güven köprüsü oluşturduğunu ifade eden Menzel, birçok ailenin çocuklarının eğitim hayatına yön verilmesinde, gençlerin meslek edinmesinde ve kadınların sosyal hayata katılmasında kurumun büyük katkıları bulunduğunu kaydetti.

„Bu emekler unutulmamalı“

Göçün ilk kuşağının karşılaştığı zorlukların bugün unutulmaması gerektiğini vurgulayan Menzel, bugünkü kazanımların arkasında büyük emekler bulunduğunu belirterek, Türk Danış gibi kurumların Almanya’daki Türk toplumunun gelişiminde sessiz, fakat çok önemli roller üstlendiğini ifade etti.

Türk Danış’ın mirası gelecek nesillere aktarılmalı

Yazısının sonunda ise yıllar boyunca Türk Danış çatısı altında görev yapan tüm çalışma arkadaşlarını, gönüllüleri ve yöneticileri saygıyla andığını belirten Gülseren Suzan Menzel, göç tarihinin bu önemli kurumunun gelecek nesiller tarafından da tanınması ve hatırlanması gerektiğini söyledi.

Menzel, „65 yıl önce büyük umutlarla başlayan göç hikâyemizin görünmeyen kahramanlarından biri de Türk Danış olmuştur. Binlerce insanın hayatına dokunan bu kurum, sadece danışmanlık hizmeti veren bir kuruluş değil, aynı zamanda toplumumuzun hafızası ve dayanışma ruhunun en güçlü örneklerinden biridir.“ ifadeleriyle yazısını tamamladı.

Türk Danış bir tarihtir

Bir kadın, Türk Danış gözüyle geriye bakıyor ve her şeyin nasıl başladığını kısaca anlatıyorum. Ben, Nürnberg Metropol Bölgesi’nde Türk Danış bünyesinde 25 yıl boyunca aktif ve büyük bir adanmışlıkla çalıştım.

Kurumun çalışma anlayışı (konsepti) değiştirilmek istenince görevimden ayrıldım. „Türk Danış“ sözcüğü kelime anlamıyla „Türk, bilgi al“ ya da „Türk, danış“ şeklinde çevrilebilir. Zamanla bu iki kelime tek bir sözcüğe dönüştü: Türk Danış. Bu sözcük, Türkiye kökenli insanlar için danışmanlık, danışman ve danışma merkezi anlamında kullanılan bir kavram hâline geldi.

Almanya’ya işçi göçünün başlangıcı

Tam 65 yıl önce Türkiye’den insanlar, Almanya’ya işe alınmak istenen işçiler olarak geldiler. Bu nedenle Almanya’ya gelmeden önce İstanbul’da Alman doktorları tarafından çok ayrıntılı sağlık muayenesinden geçirildiler. Otuz yaşın altında ve tamamen sağlıklı olmaları şarttı.

İşçi alımlarında kadınlar erkeklere göre öncelikli tutuluyor, tercih ediliyordu. Bu durum Türkiye’deki erkekler arasında kuşku ve anlaşılmazlık yaratmıştı. Daha sonra bunun nedeni ortaya çıktı: Kadınların parmakları daha inceydi ve ayrıca hafif iş kollarında çalıştırılıyorlardı. Bu nedenle de erkeklerden daha düşük ücret alıyorlardı.

Yurt dışından getirilen bu kadın ve erkek işçilere Almanca’da „Gastarbeiter“ (misafir işçi) deniliyordu. Türkiye’de ise halk arasında „Almancı“ diye tanımlanıyorlardı.

Haziran 1962’de Almanya genelinde bu sözde „misafir işçilerin“ danışmanlık ve sosyal hizmetleri, dini aidiyetlerine göre sosyal yardım kuruluşları arasında paylaştırıldı.

  • Caritas, Katolik işçilerden; İspanyollar, Portekizliler ve İtalyanlardan sorumluydu.
  • Innere Mission, Ortodokslardan; Yunanlılar ve Yugoslavların bir bölümünden sorumluydu.
  • Arbeiterwohlfahrt (AWO) ise dini olmayan bir kuruluş olarak Müslüman Türkler, Müslüman Yugoslavlar, Tunuslular, Faslılar ve Afrika’nın diğer Müslüman ülkelerinden gelen işçilerden sorumluydu.

Türk Danış’ın toplumla kurduğu bağ

Bizim danışanlarımız Türkiye’nin farklı dinî ve etnik gruplarından geliyordu, farklı dindarlık anlayışlarına sahiptiler ve Türkiye’nin farklı sosyal çevrelerinden geliyorlardı. Gelenler, Türk pasaportu ile geldikleri için Almanya’da alt kimlikleri önemli değildi. Biz danışmanlar, ülkemizde yaşayan insanların çeşitliliğini gerçekten burada öğrendik.

Biz danışmanlar, bize gelenlerden „vatandaşlarımız“ veya „vatandaş“ diye bahsederdik. Misafir işçiler arasında da en büyük grubu bizler oluşturuyorduk.

Biz Türk Danış çalışanlarının kullanımına bir büro, telefon, daktilolar ve bir otomobil verilmişti. Bizler, danışanlarımız için yaşadıkları yerde dış dünyaya açılan bağlantı noktasıydık. Nürnberg, Ansbach, Weissenburg, Fürth, Erlangen, Bamberg ve civarı görev bölgemizde 40 bin vatandaşımız yaşıyordu.

O dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin konsoloslukları, çalışma ataşelikleri, ticaret ataşelikleri ve din görevlileri yalnızca bazı büyük şehirlerde; Berlin, Frankfurt, Köln, Münih ve Nürnberg’de bulunuyordu.

Türk Danış çalışanı; danışman, avukat, psikolog, tercüman ve gençlik dairesi, aile ve sosyal yardım dairesi gibi resmî kurumlar ile vatandaşlar arasında, 3-4 arkadaşımızla arı gibi çalışıyorduk. Kısacası, her işe koşan kişiler konumundaydık. „Bu konuya bakmıyoruz“ diyemiyorduk.

İlk yıllarda danışmanlık hizmetleri

İlk yıllarda insanlar, posta kutularında biriken evrakları doldurdukları Aldi naylon torbaları ile gelirlerdi. Bunların içinde yalnızca resmî dairelerden gelen mektuplar değil, pek çok farklı el ilanı da bulunurdu.

Bunun yanında Köln’den yayın yapan WDR Radyosu’nda, içeriği yardım kuruluşları ile hazırlanan bir program vardı. Türkçe yayın, „Türk Danış sorularınıza cevap veriyor“ başlığı ile yayınlanırdı.

Bu program yalnızca Türklere değil, tüm misafir işçi gruplarına yönelik hazırlanıyordu. Her ülke için, o ülkeyi çağrıştıran kısa bir müzik parçası (jingle) ile başlardı. İnsanlar bu ezgiyi duyar duymaz dikkat kesilir, ellerindeki işi bırakır ve büyük bir dikkatle yayını dinlerlerdi.

Programda hem anavatandan hem de Almanya’dan misafir işçileri ilgilendiren önemli bilgiler, herkesin kendi ana dilinde aktarılırdı.

Bu radyo programı ve tren garlarındaki gazete bayilerinde satılan Türk gazeteleri (önce Tercüman, ardından Hürriyet, daha sonra diğer gazete ve dergiler) de Türkiye ile kurulan en önemli bağdı. Bu nedenle tren garları, bir bakıma memlekete açılan kapılar hâline gelmişti.

Kurumlardan topluma rehberlik

Türk Danış danışma merkezleri Almanya’nın hemen her büyük kentinde kurulmuştu. Finansmanları ise federal hükümet ve eyaletler tarafından karşılanıyordu.

Ben de birçok kez davet edilerek özellikle kadınlarla ilgili değer yargıları ve toplumsal normlar üzerine konuşmalar yaptım. Örneğin „namus“ kavramı nedir, Türk ailelerinde çocuk yetiştirme anlayışı nasıldır, aile içindeki roller nelerdir gibi konularda ilgili dairelere, kurum ve kuruluşlara bilgi veriyor, soruları yanıtlıyorduk.

Yasal gelişmeler

1965 Yabancılar Yasası

Savaştan sonra yürürlüğe giren ilk Yabancılar Yasası, 1965 yılında kabul edildi. Bu yasanın temel amacı, Almanya’ya getirilen misafir işçilerin polis denetimini sağlamaktı. Bu nedenle o yıllarda bugünkü yabancılar dairesi yerine halk arasında „Yabancılar Polisi“ deniliyordu.

Oturma iznini uzatmak isteyen herkes, Yabancılar Polisine gitmek zorundaydı. Oturma izni, çalışılan iş yerine bağlıydı ve en fazla beş yıl uzatılabiliyordu.

Bugün pek hatırlanmayan bir gerçek de şudur: O yıllarda entegrasyon, „Almanya bir göç ülkesi değildir“ gerekçesiyle sınır dışı edilme nedeni olarak bile değerlendirilebiliyordu.

Bugün ise sıkça şu soru soruluyor:

„Türkler neden uyum sağlamadı?“

Oysa dönemin hukuki ve siyasi koşulları çoğu zaman unutulmaktadır.

1973 yılında işçi alımı durduruldu (Anwerbestopp). Bunun üzerine eşler ve çocuklar yoğun biçimde aile birleşimi yoluyla Almanya’ya getirilmeye başlandı.

Anne ve babanın her ikisinin de çalışmak zorunda olması ya da oturma izninin uzatılabilmesi için gerekli konut büyüklüğünün sağlanamaması nedeniyle birçok çocuk Türkiye’ye gönderiliyordu.

O dönem yürürlükte olan uygulamaya göre 16 yaşına kadar her çocuk için en az 8 metrekare, 16 yaşından büyükler için ise 12 metrekare yaşam alanı gerekiyordu.

Böylece çocuklar yıllarca Türkiye ile Almanya arasında gidip gelerek adeta „mekik dokuyan bir çocukluk“ yaşamak zorunda kalıyorlardı.

Bu çocuklar için Bavyera’daki iki dilli sınıflar ise Türk gençlerinin büyük çoğunluğu için ciddi bir sorundu. Sonuçta birçok genç ne Türkçeyi ne de Almancayı yeterince öğrenebiliyor, adeta iki dilde de okuma yazma konusunda yetersiz kalıyordu.

Bu nedenle meslek eğitimi (çıraklık) yeri bulmaları da oldukça güçleşiyordu.

Artan sorunlar ve değişen danışmanlık ihtiyacı

Böylece yalnızca Türkiye kökenli nüfus bir milyona yaklaşmakla kalmadı; bizim çalışma alanımız ve karşılaştığımız sorunlar da köklü biçimde değişti. Üzerimizdeki iş yükü giderek arttı.

Profesyonel sosyal danışmanlık dönemi

1982 yılında aldığımız özel eğitim ve sınavlar sonucunda artık yalnızca tercüman değildik. Devlet tarafından onaylanmış diploma sahibi „Yabancı İşçiler ve Aileleri İçin Sosyal Danışman“ unvanını taşıyan profesyoneller olmuştuk.

Artık yalnızca bireysel danışmanlık vermek değildi. Resmî kurumların, belediyelerin ve sosyal kuruluşların Türk toplumuyla daha sağlıklı iletişim kurabilmeleri için çalışma kılavuzları ve bilgilendirme materyalleri hazırlıyor, bunları Türkçeye çeviriyorduk.

Örneğin Mayıs 1987’de Nürnberg Gençlik Dairesi’nin düzenlediği „Alman Gençlik Ceza Hukuku Sürecinde Türk Gençleri ve Ergenler“ başlıklı toplantıda, Türk gençlerinin, özellikle de kız çocuklarının karşı karşıya bulunduğu özel sorunları ve o dönemdeki durumlarını ele alan kapsamlı bir çalışma hazırladık.

1990 Yabancılar Yasası

Demir Perde’nin yıkılması ve Almanya’nın yeniden birleşmesinden sonra Yabancılar Yasası yeniden düzenlendi. Böylece sistem, ağırlıklı olarak polis denetimine dayalı eski anlayıştan uzaklaşıp daha modern ve entegrasyona yönelik bir yapıya dönüştürülmeye çalışıldı.

Yabancı nüfus önemli ölçüde arttı; bu tarihte yaklaşık 700 bin kişilik yeni bir göç hareketi yaşandı. İkinci kuşağın Alman vatandaşlığına geçmesi kolaylaştırıldı.

Bütün bu gelişmelere rağmen Almanya, resmî olarak hâlâ kendisini bir göç ülkesi olarak tanımlamıyordu.

Farklı sosyal kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımızla düzenli olarak bir araya geliyor, yaşadıkları sorunları ve işçilerin ailelerinin içinde bulunduğu durumu birlikte değerlendiriyorduk. İtalyan, İspanyol, Portekizli ve Yunan meslektaşlarımızla konuşurken de farklı dillere, dinlere ve kültürlere sahip olmamıza rağmen yaşanan sorunların ne kadar benzer olduğunu fark ettik.

Bu ortak deneyim bizi birlikte hareket etmeye yöneltti. Birlikte Yabancılar Danışma Kurulları (Ausländerbeirat) kurduk.

Süresiz oturma hakkı, eşit haklar ve vatandaşlığa geçişin kolaylaştırılması gibi talepler için sokaklarda ortak kampanyalar düzenledik. Siyasi taleplerimizi de birlikte dile getirdik.

Zamanla bu ortak çalışmalar dikkat çekmeye başladı. Ardından bu danışma ağı Almanya düzeyinde merkezî olmaktan çıkarıldı.

Ayrıca federal düzeyde yıllardır sürdürdüğümüz mesleki ilişkileri ve ortak çalışmaları devam ettirmek artık eskisi kadar kolay olmamıştı. Zira bu dönemde Avrupa Birliği vatandaşları ile AB vatandaşı olmayanlar arasında yeni bir ayrım getirildi.

„Türkler İçin Sosyal Hizmet“ dönemi

Daha sonra „ortaklık anlaşması bulunan ülkeler“ ile „üçüncü ülkeler“ ayrımı yapıldı ve her grup için farklı uygulama esasları oluşturuldu.

Artık resmî olarak Türk Danış adını kullanmıyorduk. Yine aldığım kültürler arası arabuluculuk eğitimi, o tarihlerde (Amerika’dan Almanya’ya yeni gelmişti) Interkulturelle Mediation olarak adlandırılıyordu.

Ancak insanlar bizi hâlâ Türk Danış olarak tanımaya devam ediyorlardı.

Büromuzun kapısında ise artık yalnızca şu yazıyordu:

„Türkler İçin Sosyal Hizmet“

Çalışmalarımız; siyasi faaliyetler, kamuoyu çalışmaları, bireysel danışmanlık, grup çalışmaları ve kadın çalışmaları olmak üzere birçok alanı kapsıyordu.

Üç meslektaş olarak çalışma bölgelerimizi paylaşmıştık:

  • Alpay Sakar, Nürnberg’den,
  • Ruhi Teksifer, Erlangen’den,
  • Metin Demirel, Roth’tan,
  • Ben ise Fürth’ten sorumluydum.

Kadın çalışmaları ve sosyal projeler

Benim çalışma alanlarımın en önemlilerinden biri kadın çalışmalarıydı. Türkiye kökenli kadınların ve genç kızların yaşadığı özel sorunlar, hedefe yönelik danışmanlık hizmetlerini zorunlu kılıyordu.

Kadınlar işsizlikten, aile politikalarından ve toplumsal baskılardan erkeklere göre çok daha fazla etkileniyorlardı. Birçoğu hem çalışan, hem anne hem de ev işlerinden sorumlu kişi olarak iki, hatta üç kat yük taşıyordu ve kadınların kendilerine yönelik özel destek programlarına ihtiyaçları vardı.

Ne yazık ki bugün bile birçok konuda aynı güçlükleri yaşamaya devam etmektedirler. Bu nedenle bizzat danışmalardan edindiğim tecrübelerin sonucunda özellikle birçok projenin hayata geçirilmesini sağladım.

Bunlar arasında:

  • Kadın ve Kız Çocukları Danışma Merkezi, Nbg
  • Sadece kadınlara hizmet veren Kulturbrücke Fürth (Kültür Köprüsü Fürth)
  • Sadece Türk kızları için kurulan, sosyal eğitmenler refakatinde eğitimlerini tamamlayabilecekleri ortak yaşam evi (WG, Nbg). İsmi son zamanlarda değişmiş, Müslüman Kızlar İçin Ortak Yaşam Evi olmuştur.
  • Türk ve Alman kadınlarının birbirlerini tanıyabilmeleri ve birlikte sosyal projeler üretmeleri için 1991’de Kuzey Bavyera Türk-Alman Kadınlar Kulübü (DTFC) kurulmuştu.

Bugün bütün bu projelerin hâlâ yaşıyor olması beni gururlandırıyor.

O yıllarda en çok kullanılan kavramlardan biri „entegrasyon“ idi. Ne var ki bu kavram zamanla birçok kişi ve kurum için adeta bir sığınak hâline gelmişti. Herkes kendi siyasi görüşüne göre Türkiye kökenli insanlardan „entegrasyon“ talep ediyor ve bu kavrama herkes farklı siyasi bir anlam yüklüyordu.

2005 Göç Yasası

2005 yılında yürürlüğe giren yeni Göç Yasası (Zuwanderungsgesetz), Almanya’nın göç politikası açısından önemli bir dönüm noktası olarak kabul edildi.

Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte danışmanlık merkezlerinin adı da yine değiştirildi. 2019 yılından itibaren bu merkezler artık „Göç Hizmetleri (Migrationsdienste)“ adıyla anılmaya başlandı.

Bunların bünyesinde:

  • Merkezi Göç Danışma Noktası (ZAM) – kökene bakılmaksızın ilk danışmanlık hizmeti,
  • Yetişkin Göçmenler İçin Göç Danışmanlığı

gibi hizmetler sunuluyor.

Ben ise 2004 yılında kurumla karşılıklı anlaşarak görevimden ayrıldım. Artık bütün dikkatimi belgesel film çalışmalarına vermek istiyordum.

Arbeiterwohlfahrt (AWO), bu konuda bana her zaman destek oldu. Çekimler için zamana ihtiyaç duyduğumda bunu anlayışla karşıladı ve gerekli kolaylığı sağladı.

Türk Danış yıllarında edindiğim deneyimler sayesinde Jochen Menzel ile birlikte kültürlerarası alanda yaklaşık elli belgesel film gerçekleştirdik.

Bu filmler bugün eğitim kurumlarında, sosyal hizmet kuruluşlarında ve meslek içi eğitimlerde kullanılmaktadır. Ayrıca bazıları BR, Lebenslinien, BR-alpha ve WDR televizyon kanallarında yayınlandı.

Türk Danış adı bugün artık kullanılmıyor. Ancak bu isim, Almanya’ya gelen ilk kuşak Türkiye kökenli göçmenlerin anılarında yaşamaya devam ediyor.

Türk Danış’ın mirası

Türk Danış yalnızca bir danışmanlık merkezi değildi. O, insanların dilini konuşan, dertlerini anlayan, resmî kurumlarla aralarında köprü kuran, çoğu zaman ailelerinden bile daha yakın olan, özel sırlarını bilen insanların ortak adıydı.

Bir kuşağın Almanya’daki ilk adımlarına eşlik eden, onların umutlarını, korkularını, mücadelelerini ve başarılarını paylaşan bir kurumdu.

Ben de yaşamımın yirmi altı yılını bu kurumun içinde aktif olarak geçirdim. Edindiğim izlenimler beni zenginleştirdi, olgunlaştırdı.

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki yalnızca insanların yaşamlarına dokunmadık; aynı zamanda Almanya’nın göç tarihinin önemli bir bölümüne de tanıklık ettik.

Ve biliyorum ki…

„Viele Wende kein Ende“

„Değişimler sürüyor, dönüşümler bitmiyor.“

Benzer haberler

Nürnberg Plärrer Meydanı’nda aşure bereketi

Muharrem ayının manevi atmosferi, bu yıl da Nürnberg'in en işlek noktalarından Plärrer Meydanı'nda yaşandı. Kuzey Bavyera DİTİB Eyalet Birliği Başkanı Cemil Kimyacıoğlu'nun öncülüğünde düzenlenen...

Nürnberg’de AVM’de saldırgan dehşeti: İki polis yaralandı!

Olay, sabah saat 10:00 sularında Glogauer Straße üzerinde bulunan bir alışveriş merkezinde meydana geldi. Alışveriş merkezindeki vatandaşların, bir kişinin çevreye karşı son derece agresif...

Fransa Çeyrek Finalde! Almanya’yı Eleyen Paraguay’ı Mbappé Yıktı

Philadelphia’nın yoğun sıcağında oynanan karşılaşmada, daha önce Almanya’yı eleyerek dikkatleri üzerine çeken Paraguay, Fransa karşısında tamamen savunma ağırlıklı bir oyun tercih etti. Maç boyunca...