
„Köşeyi dönmek“ diye bir tabir vardır. Genellikle bu söz, bir insanın kısa yoldan zengin olması, büyük bir başarı elde etmesi ya da hayatını tamamen değiştirecek bir fırsat yakalaması anlamında kullanılır. Çevremizde birisi maddi olarak rahatladığında ya da önemli bir makama geldiğinde hemen „Köşeyi döndü.“ deriz.
Ben ise yıllardır bu sözün bambaşka anlamını yaşıyorum. Hayatım adeta köşelerle dolu. Evde hep köşedeki koltuğa otururum. Oturduğum ev de tam bir köşe başındadır. Sokağa her çıkışımda mutlaka bir köşeyi dönerim. Hatta köşeyi döner dönmez karşıma bizim ev çıkar. Gün içinde belki onlarca kez köşe dönüyorum. Ama ne hikmetse, herkesin bahsettiği anlamda bir türlü „köşeyi dönemedim.“
Demek ki mesele sadece köşeyi dönmek değilmiş. Asıl mesele, insanın karşısına çıkan fırsatları görebilmesi, emeklerinin karşılığını alabilmesi ve şansın da biraz yanında olmasıymış. Ben fiziksel olarak köşeleri dönüyorum ama hayatın bana açmasını beklediğim o büyük kapı bir türlü açılmıyor.
Bazen kendi kendime gülüyorum. Acaba yanlış köşeleri mi dönüyorum? Belki de zenginliğe giden köşe başka bir sokaktadır. Ya da başarıya giden yol düz bir caddedir; ben ise yıllardır köşelerde dolaşıp duruyorum.
Yine de umudumu kaybetmiyorum. Çünkü hayatta her köşe yeni bir başlangıç olabilir. Belki de bir gün döneceğim köşe, bugüne kadar döndüklerimin en hayırlısı olacak. O gün geldiğinde ben de gülümseyerek, „İşte şimdi gerçekten köşeyi döndüm.“ diyebileceğim. O zamana kadar ise köşe başındaki evimde, köşedeki koltuğumda oturup, her gün yeni bir ümitle bir sonraki köşeyi dönmeye devam edeceğim.
Taner Tüzün
Gazeteci / Yazar

